Gebeliğe Hazırlık Kategorisi için Arşivler

    Folik Asit Eksikliği ve Belirtileri

    - Haziran 15th, 2011

    folik-asit-eksikligi-belirtileriÖzellikle gebelik döneminde de oldukça önemli olan folik asit eksikliği hamilelik sürecini etkileyen bir faktördür. Bu yazıda folik asit eksikliği belirtileri ve folik asit eksikliği tedavisi için yapılması gerekenleri bulabilirsiniz.

    B grubu suda çözünen vitamin çoğu zaman folik asit ya da folat olarak adlandırılır. Oysa bu iki terim birbirinden farklıdır.Folik asit viatminin en stabil formunu belirtir ve besin maddelerinde nadiren bulunur. Folik asit vitaminin ilaçlarda ve işlenmiş besinlerde bulunan formudur. Folat ise doğal maddelerde bulunan şeklidir.

    Folat ya da folik asit vücutta özellikle DNA yapımında rol alır. Bunun yanısıra bazı amino asitlerin metabolizmasında da rol aldığı bilinmektedir.

    Bazı durumlarda vücutta folat eksikliği ortaya çıkabilir. Bu durumların en iyi bilineni alkolizmdir. Alkol folatın emilimini engelleyerek eksikliğe yol açar. Besinler yolu ile yetersiz alınması da bir diğer eksiklik nedenidir. Hamilelik ya da kanser gibi hücre bölünme hızının yüksek olduğu durumlarda da vücudun folata olan gereksinimi artacağından eksiklik görülebilir.

    Folik Asit Eksikliği Belirtileri
    Erken dönemde fazla belirti ve yakınma olmaz. En erken bulgu kan homosistein düzeylerinde saptanan artıştır. Folat eksikliğine en çabuk tepki veren hücreler en hızlı bölünen hücrelerdir. Folat düzeyi azaldığında kemik iliğinde hücre bölünmesi bozulur ve az sayıda ama dev boyutta kan hücreleri üretilir. Bu durumun sonucu bir kansızlık türü olan megaloblastik anemi adı verilen tablodur. Bu hücrelerin oksijen taşıma kapasitesi azaldığı için kansızlığın tipik yakınmaları olan halsizlik, yorgunluk, çarpıntı gibi belirtiler ortaya çıkar.

    Fetal büyüme ve gelişme hızlı hücre bölünmesi ile karakterize bir dönemdir.DNA ve RNA üretimindeki krıtik rolü nedeniyle bu dönemde yeterli folat alımı son derece önemlidir. Yapılan araştırmalar hamilelikte yeterli miktarda folik asit alımının bebekte merkezi sinir sitemi anomalileri görülme olasılığını anlamlı ölçüde azaltığını göstermektedir. Nöral tüp defekti adı verilen bu merkezi sinir sistemi anomalileri değişik şekillerde ve derecelerde görülebilir. En basit formu olan spina bifida da omurgada küçük bir açıklık varken en ileri form olan anensefalide bebeğin kafatası ve beyni gelişmez.

    Nöral tüp defektleri döllenme sonrası 21 ve 27. günler arasında ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde kadınların önemli bir kısmı hamile olduklarını fark etmeyebilirler. Folik asit desteği alınmadığında nöral tüp defekti görülme olasılığı 2000 doğumda 1 civarındadır. Folik asit desteği ile bu oran %50 oranında azaltılabilir. Bu etkinin ortaya çıkması için hamile kalmadan 1 ay önce folik asit kullanmaya başlanması gereklidir. Ayrıca yarık damak ve bazı kap defekteleri gibi anomalilerin de folat alımındaki azlığa bağlı olduğu ileri sürülmektedir.

    Amerikan Halk Sağlığı dairesi ve diğer ilgili kuruluşlar hamile kalma potansiyeli olan her kadının mutlaka folik asit desteği alması ve folik asit ilaçları kullanmasını önermektedir. Bununla birlikte ABD’de hamile kadınların yalnızca yarısı bu öneriye uymaktadır. Bu nedenle ABD’de bazı besin maddelerinin folik asit açısından zenginleştirilmesi gündeme gelmiştir. Ülkemiz için durum çok daha kötüdür. Hamilelerin önemli bir kısmı hamile kalmadan önce danışmanlık almadığı için konudan habersizdir.

    Yeterli folat düzeyinin bazı kalp ve ekstremite anomalilerini de azaltacağı ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda yeterli kanıt yoktur. Bazı başka çalışmalarda ise yetersiz folat alımının erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve plasentanın erken ayrılmasına neden olabileceği gösterilmiştir. Bu nedenle nöral tüp defekti gelişme riski ortadan kalktıktan sonra da folik asit kullanmaya devam edilmelidir.

    Folik asit nelerde bulunur ?
    Pek çok besin maddesi folik asit içerir. Bunlar: portakal, mandalina, greyfurt gibi narenciye, kavun, karpuz, fasülye, brokoli ve ıspanak gibi yeşil sebzeler, fındık ve karaciğerdir

    Günümüzde marketlerde satılan bazı gıda maddeleri folik asit açısından zenginleştirilmiştir. Folik asit gereksinimi ayrıca multivitmian preparatları olan ilaçlar yolu ile de alınabilir. Bazı besin maddelerinin folik asit içeriği şöyledir.

    1 bardak portakal suyu 82 mcg
    1 porsiyon ıspanak 131 mcg
    1 porsiyon kuşkonmaz 131 mcg
    1 porsiyon mercimek 179 mcg
    1 porsiyon fasülye 141 mcg
    1 dilim beyaz ekmek 20 mcg

    Folik asit ne kadar alınmalıdır?
    12 yaşından başlayarak hem erkek hem de kadın için günlük folik asit ihtiyacı 0.4 miligramdır. Bu özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda önemlidir. Hamile kadınların günde 400-800 mikrogram folik asit alması gereklidir. Herhangi bir toksik etkisi olmamasına rağmen günlük 1 miligramdan fazla folik asit alınması önerilmez.

    Bu yazı, Dr. Alper Mumcu tarafından, folik asit eksikliği, folik asit eksikliği tedavisi, folik asit nelerde bulunur, folik asit ne kadar alınmalıdır, folik asit içeren besinler, folik asit faydaları, folik asit kullanımı, folik asit eksikliği belirtileri hakkında genel bilgi verme amacı ile yayınlanmıştır.

    İleri yaşta gebelik ve dikkat edilmesi gerekenler

    - Haziran 14th, 2011

    ileri-yasta-gebelikİleri yaşta gebelik ve dikkat edilmesi gereken hususlar oldukça önemlidir. Özellikle son yıllarda ilk doğum yaşının ilerlemesi ile birlikte kadınların bu konuda öğrenmesi ve dikkat etmesi gerekenler ile ilgi bir yazıdır. ileri yaşta gebelik sakıncaları hakkında genel bilgiler yer almaktadır.

    Kadınların  çalışma ve sosyal hayat içerisinde  daha fazla yer almaları, eğitim süreçlerini  daha uzun tutmaları ve gelişen hayat şartları son 20 yıl içinde ortalama  gebelik yaşını oldukça yukarılara çekti. İleri yaşta  bebek doğuran, özellikle ilk bebek için 30′lu yaşlarını bekleyen  pekçok kadın mevcut. Tıptaki gelişmelere  paralel olarak gebelik takibindeki gelişmeler  de ileri yaş gebeliklerini teşvik eder bir hal aldı. Uzun yıllar boyunca infertilite nedeni ile tedavi görüp de  çocuk sahibi olamayan pekçok çiftin kısırlık tedavilerinde sağlanan baş döndürücü başarılardan faydalanmak istemeleri de bu artışda önemli rol üstlendi. ABD’de 63 yaşında anne olan bir kişinin yazılı ve görsel basında yer alması yaşı ileri olup da bebek sahibi omaktan korkan kadınları yüreklendirdi.

    İleri anne yaşı dendiğinde 35 yaş ve üzerinde  olan anne adayları  anlaşılmaktadır. Yaş ile birlikte kadının gebe  kalma potansiyelinde azalma  başlar. 40′lı yaşlarda gebe kalma olasılığı %50 civarında azalır. Doğal yöntemlerle gebe kalma şansının azalmasına rağmen infertilite tedavisi ile bu şans %10 kadar arttırılabilir. Bu tedavide  önemli olan yumurtalıkların rezervidir. 40′lı yaşlarda gebelik planlanırken kişinin  genel sağlık  durumu da büyük öneme sahiptir. İleri  yaşta gebe kalan pekçok kadın sağlıklı bebekler dünyaya getirmesine rağmen komplikasyonlar açısından risk, genç anne adaylarına göre oldukça yüksektir.

    Riskin hangi yaştan sonra arttığı  konusunda spekulasyonlar vardır. Yaygın olarak  kullanılan 35 yaş kriteri aslında tam olarak doğru değildir. Kadının gebe  kalma potansiyeli ve komplikasyon yaşama riski yaşla  birlikte değişiklk gösterir ancak bu riskler belirli bir yaşta aniden artmaz.

    İleri yaş gebeliklerinde  en çokkorkulan komplikasyon kromozom anomalisi gösteren bebek doğurmaktır.Bunlardan en sık görüleni zeka geriliği ile birlikte bazı kalp  ve organ anomalileri içeren Down Sendromudur. Ancak gebnelik esnasında yapılan prenatal testler, özellikle amniyosentez ve korion villus biopsisi ile bu bebekler tanınabilir. Son  günlerde yararlılığı tartışmalı olsa da üçlü test’de Down Sendromu taramasında yardımcıdır.

    İleri yaştaki anne adaylarını ilgilendiren tıbbi durumlar
    Tüm insanlarda yaşla birlikte bazı hastalıkların  görülme sıklığında da artış olur. Bu hastalıklar arasında  en önemlileri ve en sık görülenleri şeker hastallığı ve hipertansiyondur.

    Diabet: Genelde yaş  ile birlikte diabet görülme sıklığı artar. Özellikle tip 2  diabet adı verilen ve halk arasında yaşa bağlı şeker olarak bilinen durum gebelikte  bazı istenmeyen durumları bereberinde getirebilir. Diabetik anne adayları preeklempsi açısından diabetik olmayanlara göre daha yüksek risk altındadırlar.Yine  bu anne adaylarında düşükler, erken doğum, plaseta problemleri, ve ölü doğumlar ormalden daha fazla görülür.Diabetik annelerden doğan bebeklerde yenidoğan döneminde daha fazla probleme rastlanır.
    Gebelik öncesi şeker hastalığı olmayan ileri yaşta anne adayları  ise Gestasyonel Diabet adı verilen gebeliğe bağlı şeker hastalığı açısından dikkatli olmalıdırlar. Gebelik takibi  esnasında kan şekeri daha sık aralıklarla kontrol edilmeli ve tarama testleri mutlaka yapılmalıdır. Gestasyonel diabet tespit edildiğinde  çok yüksek bir oranda diet ile kontrol altına alınabilir. %15 vakada ise insülin tedavisi gerekli olur. Gebeliğin sonlanması ile birlikte diabet sorunu da ortadan kalkar. Nadiren gebelik sonrası diabet kalıcı hal alabilir.

    Yüksek Tansiyon: Yaşla birlikte artan sıklıkta  görülen bir diğer durumda yüksek tansiyondur.Gebelik öncesi var olan ya da gebelikte ortaya çıkan yüksek tansiyon  ani bebek ölümü,  plasentanın erken ayrılması gibi anne ve bebek hayatını tehlikeye atan sonuçlar doğurabilir. Yine eklempsi görülme  sıklığı ve dolayısı ile kalıcı hasar bırakan sinir sitemi bozuklukları olabilir.

    Yaşla birlikte kanser de dahil olmak  üzere pekçok sistemik hastalığın görülme sıklığı artar. Bu hastalıklar  gebeliği olumsuz yönde etkileyebilir ya da tam tersi bu hastalıklar gebelikten olumsuz etkilenebilir. İleri yaştaki  gebelerin takibi bu nedenle çok daha dikkatli yapılmalıdır.

    Gebelik ile ilgili durumlar
    Çoğul Gebelik: Anne yaşının artması  ile birlikte çoğul gebelik şansında da artış olur.
    Düşük: Düşüklerin en önemli nedeni  kromozomal anomaliler olduğu ve yaşla birlikte bu anomalilerin görülme sıklığı arttığı için ileri yaş anne adaylarında düşüğe yaklaşık  4 misli daha fazla rastlanır.
    Anomali: Yaş ile birlikte özellikle down  sendromu başta olmak üzere kromozomal anomali riski artar.Ancak genetik geçiş göstermeyen yarık damak yarık dudak  gibi şekil anomalilerinin görülme sıklığında artış olmaz.
    Dış Gebelik: Yaş ilerledikçe fark edilmiş  ya da edilmemiş pelvik enfeksiyon geçirmiş olma olasılığı artar. Her enfeksyon tüplerde belirli bir miktar hasar bıraktığından ve  yine yaşla birlikte tüplerin hareket etme potansiyeli azaldığından bu tür anne adaylarında dış gebelilk daha fazla görülür.
    Plasenta: Yaşdaki artış ile birlikte  plasenta previa sıklığıda artar. Dolayısı ile kanama daha fazla görülür
    Gelişme Geriliği: İleri yaşlarda dolaşım sistemini  bozan tansiyon ve şeker hastalıkları daha sık görüldüğünden bu annelerin bebeklerinde rahim içi gelişme geriliğine daha  sık rastlanır.
    Erken Doğum: Gelişme geriliğine neden olan  etkenler erken doğuma da yol açabilir.
    Sezaryen: İleri yaş annelerinde komplikasyonlar  daha sık görüldüğünden anne ve bebek hayatını kurtarmak için yapılan sezaryen operasyonlarına 2-3 misli daha fazla gereksinim olur.

    İleri yaşta gebelik planlanırken

    • Yüksek tansiyon ve şeker  hastalığı gibi genel sağlık problemlerinin  kontrol altına alınması gerekir
    • Kilo fazlası var ise bu  verilmelidir. Şişman kişilerin gebeliklerinde  problem yaşama şansları daha fazladır
    • Özellikle folik asit içeren  vitamin haplarının alınması bebekte gelişmesi  muhtemel sinir sitemi anomalilerinin görülme sıklığını azaltır

    İleri yaşta anne olma isteği pek çok sağlık riskini beraberinde  getirsede daha olgun olan kadının 20′li yaşlarındaki  gebelere göre çok daha gerçekçi ve bebeğine  daha fazla bağlı olma durumu da söz konusudur. Annelik her  yaşta güzeldir.

    Bu yazı Dr. Alper Mumcu tarafından ileri yaşta gebelik ve dikkat edilmesi gerekenler, geç yaşta gebelik sakıncaları, geç yaşta hamilelik sakıncaları, ileri yaşta gebelik sakıncaları, ileri yaşta hamilelik sakıncaları hakkında genel bilgi vermek amacı ile yazılmıştır.

    Doğum öncesi izin hesaplama

    - Haziran 13th, 2011

    doğum izni hesaplamaHamile çalışanlar doğum zamanı yaklaşınca doğum öncesi izin hesaplama derdine düşüyor. Birçok bayan yanlış hesaplama yaptığından dolayı bu konuda sıkıntı yaşayabiliyor. Aşağıda doğum öncesi izin prosedürü ve doğum öncesi izin hesaplama hakkında detaylı bilgi bulabilirsiniz.

    Son zamanlarda gerek yaklaşan doğumun heyecanı gerekse dalgınlık nedeni ile çalışan anne adaylarından bazıları yasal hakları olan doğum öncesi iznine ayrılmak ile ilgili işlemleri yaptırmayı unutmakta ya da çok geç kalmaktadırlar. Bunun sonucunda ise yasal izin hakları yanmaktadır. Bazı kurumlarda ise durumdan haberi olmayan anne adayı personel birimi tarafından uyarılmamakta ve sonuçta yine anne adayı mağdur olmaktadır.

    4857 sayılı iş kanunun 74. maddesine göre hamile kadınlar 8 haftası doğumdan önce 8 haftası da doğumdan sonra olmak üzere toplam 16 hafta doğum izni kullanabilmektedirler. Yine doktor raporu ile doğuma 3 hafta kalana kadar çalışabilmekte ve izinlerinin geri kalan kısmını doğum sonrasına aktarabilmektedirler.

    Birden fazla bebek bekleyen anne adaylarında ise doğum öncesi izni 8 yerine 10 hafta olarak kullanılabilmektedir.

    Bu konu ile ilgli kanun maddesi şu şekildedir:

    MADDE 74. Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.

    Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir.

    Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir.

    Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz.

    İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde onsekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz.

    Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam birbuçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kulllanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.

    Ancak yasal hakkınız olan bu izni kullanabilmek için yapmanız gereken işlemler vardır. Bunlardan en önemlisi hamileliğinizin 32. haftasında doktorunuzdan alacağınız rapor ile bağlı olduğunuz SSK hastane ya da polikliniğine başvurarak raporu onaylatmanız ve çalıştığınız kurumdaki personel bölümüne iletmenizdir. Daha sonrak işlemler ile ilgili olarak personel biriminizden bilgi alabilirsiniz.

    Doğum öncesi izni hesaplama:
    Hamile bayanlar hamileliklerinin kaçıncı haftasında olduklarını genelde doğru hesaplayamıyorlar. Bu nedenle doğum öncesi iznine ayrılmaları gereken zamanı da yanlış planlıyorlar. Bu konu ile ilgili bir kullanıcı yukarıda yazılan ifadelerin yeterince açık olmadığını belirtiyor. Oysa kanun bu konuda son derece net ve açık. Doğumdan 8 hafta önce izine ayrılınabilir diyor. Gebelik 40 hafta olduğuna göre 8 hafta öncesi 32. haftaya geliyor. Yani 32. haftanın dolmuş olması gerekli. Son adet tarihine göre 31 hafta 5 günlük gebeliği olan bir kadın 32. haftalık hamile değildir, 31 hafta 5 günlük hamiledir. Tüm yaş hesaplamalarında bitirilen yaş dikkate alınır. 31 hafta 5 günlük hamile bir kadının gününün dolmasına daha 8 hafta 2 gün vardır. Bu nedenle izine ayrılma hakkını elde edeceğiniz günü hesaplarken son derece basit bir yöntem uygulayabilirsiniz. Son adet tarihinize göre beklenilen doğum gününe kaç gün kaldığını sayın. Bunun kaç hafta ve kaç güne denk geldiğini hesaplayın.

    Bu yazı Dr. Alper Mumcu tarafından hazırlanmıştır. Doğum öncesi izin, doğum öncesi izin hesaplama, doğum öncesi izin süresi, doğum izni hesaplama, doğum izni süresi, doğum izni ne kadar, doğum izni kaç gün, doğum izni ne zaman başlar gibi bilgiler içermektedir.

    Fertilite – Doğurganlığı Koruma ve Artırma Yöntemleri

    - Haziran 13th, 2011

    dogurganlik-artirma-yollariFertiliteyi koruma ve artırmanın yöntemleri” ile ilgili genel bir yazıdır. Fertilite kelime olarak doğurganlık anlamına gelir. Bu yazıda “doğurganlığı korumanın yolları” ve “doğurganlığı artırmanın yolları” anlatılmaktadır.

    Kendi kendinize  alabileceğiniz bazı basit önlemler ile üreme  potansiyelinizi koruyabileceğinizi hatta  arttırabileceğinizi aklınızdan çıkartmayın. Halen  çocuk sahibi olmayı düşünmeseniz  bile üreme yeteneğinizi olumsuz etkileyebilecek  faktörleri bilmeli ve bunlara  karşı önlem almalısınız.

    Doğurganlığı artırmak için vücut ağrılığı diet ve egzersiz
    Bu önlemlerin en  başında gelenlerden birisi vücut ağırlığı, diet ve  egzersiz arasındaki dengenin sağlanmasıdır. Uygun diet ve egzersiz optimal üreme fonksiyonu için son derece önemlidir.

    Belirgin derecede düşük kilolu ya da aşırı  şişman kadınlar gebe kalmada güçlükler yaşayabilirler. Kadınlık  hormonu olan östrojenin büyük kısmı  yumurtalıklarda üretilir. Ancak yağ dokusu da küçümsenemeyecek bir östrojen kaynağıdır. Vücudunuzda  bulunan östrojenin  %30 ‘u yağ hücrelerinizde  sentezlenir.

    Döllenme olayı hassas hormonal dengelerin rol aldığı karmaşık bir olaydır. Bu olayın başarı ile sonuçlanabilmesi için stabil bir hormonal durum gereklidir. Bu nedenle az ya da fazla kiloların infertiliteye neden olabilmesi şaşırtıcı bir durum değildir.

    Normalin %10-15 altında ya da üstünde olan vücut ağırlığı üreme sistemini kökten etkileyebilir. Bunun en güzel örneği beslenme bozukluğu olan aşırı zayıf kişilerde adet kanamalarının düzensiz oluşudur. Bu düzensiz kanamalar genelde anovülasyon yani yumurtlamanın olmaması ile birarada seyreder. Maraton koşucuları, yüzücüler gibi ağır sporlar ile uğraşan kadınların pekçoğunda adet düzenzilikleri ve dolayısı ile infertilite sorunu mevcuttur.

    Doğurganlığı artırmak için sigarayı bırakın
    Genel sağlık  sorunlarının  yanısıra sigara üreme sağlığı ve dinamikleri  açısındna da son derece zararlı bir alışkanlıktır. Özellikle erkeklerde sperm sayılarında  anlamlı düşüklüğe neden olabilir. Benzer şekilde  kadında yumurta kalitesini de bozabilir.  Yapılan araştırmalar sigara kullanan  kadınların hamile kalmaları için geçen  süre sigara kullanmayanlara göre  belirgin derecede uzamaktadır.

    Doğurganlığı artırmak için alkolden uzak durun
    Sigara gibi alkol de hem k adın hem erkekde üreme potansiyelini olumsuz  etkileyen bir faktördür.Özellikle erkekte  sperm sayısını azaltabilir.

    Doğurganlığı artırmak için kullandığınız ilaçları gözden geçirin?
    Değişik hastalıklar için  kullanılan ilaçlar da fertiliteyi etkileyebilir. Özellikle ülser  ve tansiyon ilaçlarının sperm sayıları üzerine etkili olduğu bilinmektedir. Eğer bu tür bir ilaç kullanıyorsanız doktorunuzla bu konuyu mutlaka görüşmelisiniz. Öte yandan özellikle eczanelerde reçetesiz satılan bazı ilaçlar da erken d önemdeki bir hamileliği olumsuz şekilde etkileyebilir. Eğer hamile kalmayı planlıyorsanız ve bu nedenle korunmayı bıraktıysanız herhangibir ilacı kullanırken çok dikatli olmalısınız. Böyle bir durumda ilaç kullanmanız gerektiğinde jinekoloğunuzun fikrini almaktan asla çekinmeyin.

    Doğurganlığı artırmak için uyuşturucudan uzak durun
    Uyuşturucu tanımı altına pekçok  faktör sokulabilir. Yurdumuzda çok yaygın olmasa  da özellikle gelişmiş  ülkelerde madde ve uyuşturucu bağımlılığı oldukça  önemli bir sorundur.Marijuana gibi uyuşturucular  ya da sporcuların kullandığı doping ilaçları sperm sayı ve hareketliliğini azaltabilir.

    İllegalite tanımı  altına sokulabilecek bir başka faktör de  evli kişlerin birden fazla kişi ile cinsel ilişkide bulunmalarıdır. Üreme potansiyelini olumusuz  etkileyen en önemli faktörlerden birisi cinsel  yolla bulaşan hastalıklarıdır. Erkekler genelde  bu hastalıkar için taşıyıcı  görevi görürler. İyi tanımadığı bilmediği bir kadın  ile ilişkiye giren bir erkek enfeksiyonu  eşine taşıyabilir. Kadında ciddi pelvik enfeksiyn gelişmesi  durumunda karın içinde yapışıklıklar ve tüplerde tıkanıklık sonucu  infertilite gelişebilir. Evli kişilerde sadakat fertiliteyi  korumada ön sıralarda yer alan önemli bir faktördür.

    Bekar kişiler ise  ister kadın olsun isterse erkek mutlaka  cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı  önlem almalıdır. Bazıları ölümcül olabilen bu hastalıklardan  korunmanın en etkili yolu prezervatiftir.

    Doğurganlığı artırmak için kafein alımınızı azaltın
    Çay, kahve, kolalı içecekler,çukulata gibi maddelerin içinde bulunan kafeinin aşırı miktarlarda alınması gebelik şansını azaltmaktadır.

    Doğurganlığı artırmak için ilişki sıklığını ayarlayın
    Cinsel ilişki sıklığı üreme yeteneğini direk etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. İlişki ne kadar sık olursa gebelik şansı o derece yüksek olur. Burada kastedilen hergün girilen ilişki değildir. Bu sperm sayı ve kalitesini azaltır. İdeal olan ovülasyona yakın günlerde gün aşırı ilişkiye girmektir. Günümüzde hem erkeğin hem de kadının çalışma hayatı içinde olması, mesleki stresler ve kaygılar nedeni ile cinsel güdülerde ve istekte azalma çoğu çiftin ortak yakınmasıdır. Bu nedenlerle ilişki daha ziyade hafta sonları olmaktadır. Doğal olarak bu çiftlerin gebelik elde etmesi gecikecek ve büyük olasılıkla çift infertilite nedeni ile hekime başvurmak zorunda kalacaktır.

    Doğurganlığı artırmak için ilişkinin zamanlamasına dikkat edin
    İlişkinin sıklığı yanısıra zamanlaması da son derece önemlidir. İnsan dışında hemen hemen bütün canlılar yumurtlama dönemini bilirler. Östrus ya da kızgınlık dönemi olarak adlandırılan bu devrede cinsel istekleri artar ve çiftleşirler. Hatta kedilerin bu özelliği pekçok espiriye de konu olmaktadır. Oysa insanlarda durum farklıdır. Kadında belirgin bir kızgınlık dönemi yoktur ve pekçok kadın yumurtlama dönemini fark edemez. Çeşitli yöntemler ile kadının adet düzeni saptanır ve ovülasyon dönemi tespit edilebilir. Fertil dönem denilen gebe kalma olasılığının yüksek olduğu dönemde bu nedenle gün aşırı ilişki önerilir.

    Doğurganlığı artırmak için pozisyon ve teknik
    Cinsel ilişki ve fertilite arasındaki bağ ile ilgili son nokta uygun şekilde ilişkide bulunmaktır. Doğada çok değişik hayvan türleri vardır ve bunların herbiri soyunu devam ettirmek için farklı mekanizmalar geliştirmiştir. Örneğin domuzlar sperm açısından çok cimridirer. Erkeğin penisi spiral şeklindedir ve dişinin vajinasına adeta vidalanır. Bu sayede tek bir sperm bile boşa gitmez.

    İnsanlarda bu tarz mekanizmalar mevcut değildir. Gerçekte bu tür tekniklere gerek de yoktur.

    İlişki sonrası semenin vajina dışına kaçması son derece normaldir. Pekçok kadın bunu gebelik şansı açısından olumsuz bir faktör olarak yorumlar. Yine bu olayı fark ettiklerinde doğru şekilde ilişkide bulunamadıklarını ya da vücutlarının spermi kabul etmediğini düşünürler.Ancak bu doğru değildir. Semenin dışarı gelmesi ilişkinin uygun şekilde yapıldığının göstergesidir. Meninin vajina içine boşaldığını gösterir. Gerçekte siz sadece dışarı akanı görürsünüz içeride kalan ve tüplere doğru yolculuğa başlayanları göremezsiniz.

    Çocuk isteyen çiftlerde genelde önerilen erkeğin üstte olduğu pozisyonlardır. İlişki sonrası kadının en az 5 dakika sırt üstü yatması ve vajinal duştan kaçınması da diğer öneriler arasındadır. İlişki esnasında kayganlığı sağlamak amacı ile kullanılan yapay maddeler spermler üzerinde ölümcül etki yaratabileceğinden önerilmemektedir. Çok gerek duyuluyor ise petrol bazlı olanlar yerine sıvı parafin ya da su bazlı kayganlaştırıcılar tercih edilmelidir.

    Doğurganlığı artırmak için kariyer ve üremenin dengelenmesi
    İnfertiltenin geçmişe göre daha sık görülmesinin nedenlerinden biriside kadınların çalışma hayatı içinde daha fazla yer almalarıdır. Çoğu kadın çocuk sahibi olmak için işinde yükselmeyi beklemekde bu nedenle de yaşı ilerlemektedir. Yine pekçok işveren -ki buna çok büyük holdingler de dahildir- işe alacakları bayan personele belirli bir süre gebe kalmama kısıtlaması getirmektedir.

    Zaman geçtikçe kadının üreme potansiyeli azalmakta ve dolayısı ile infertilite daha sık karşımıza çıkmaktadır. Aslına bakılırsa bebek sahibi olmak için en uygun zaman diye birşey sözkonusu değildir. Kadının üreme potansiyeli 20-30 yaş arasında zirvededir. 30 yaştan sonra azalan bu potansiyel 35 yaşından sonra keskin ve hızlı bir düşüş gösterir.

    Bebek sahibi olmak için en uygun zaman oldukça kişisel bir karardır. Ancak çeşitli nedenler ile çocuk sahibi olmayı geciktiren ya da geciktirmeyi düşünen çiftlerin karşısında başka bir problem daha vardır: Sosyal baskılar.

    Hemen her toplumda özellikle aile büyükleri biran önce torun sahibi olmak için baskı kurma eğilimindedirler. Medyada yer alan ve çiftlerin biran önce bebek sahibi olmasını öneren yazılar da benzer şekilde baskı unsurudur. Tüm bu faktörlerin etkisi ile yeni evli ya da uzun süre etkili yöntemlerle korunmuş çiftler daha infertilite sınıfına girmedikleri halde sırf kadın 30 yaşına geldi diye doktor doktor dolaşabilmektedirler.

    Üreme potansiyeli azalıyor mu?
    Bu soru hem konu ile ilgilenen hekimlerin hem de olayla direk ilgili olan çiftlerin cevabını aradığı sorulardan biridir. Cevap kesin değildir ancak muhtelemelen önerme doğrudur. Kadının evlenme yaşının artması, cinsel özgürlük ile birlikte cinsel yolla bulaşan hastalık oranlarındaki yükselme, nedeni bilinmemekle birlikte erkekde sperm sayısındaki global azalma bu durumun nedeni olabilir.

    Sperm sayılarındaki azalma ilginç bir global gözlemdir. Gerçekten de son 15-20 yılda tüm dünyada yaygın olarak sperm sayılarında bir azalma eğilimi dikkati çeklmektedir. Bu durumun çevresel kirlenmeden mi yoksa modern yaşamın yüklediği stresden mi kaynaklandığı belli değildir.

    Sevindirici olan ise üreme potansiyeli üzerindeki bunca olumsuzluğa karşın, yardımla üreme tekniklerindeki gelişmeler ve buna bağlı olarak artan başarı oranlarıdır. Yine modern insanın infertiliteyi tabu olmaktan çıkarması ve tedavi alternatiflerini bilinçli bir şekilde değerlendirmesi de kayda değer bir ilerlemedir.

    Bu yazı, doğurganlığı artırmanın yolları, doğurganlığı korumanın yolları, fertiliteyi artırmanın yolları, fertilite nedir, fertilite ne demektir, doğurganlığı artırmak hakkında genel bilgi amacı ile Dr. Alper Mumcu tarafından hazırlanmıştır.

    Hamile Kalmak için Diz-Dirsek Pozisyonu

    - Haziran 12th, 2011

    Hamile kalmak için sağlıklı çiftleri ilgilendiren iki önemli konu vardır. Bunlardan biri zamanı ve diğeri uygun pozisyondur. Hamile kalmak için en uygun pozisyonlardan biri diz-dirsek pozisyonudur.

    Normal bir ilişki sonrası gebelik oluşabilmesi için spermlerin vajinaya uygun şekilde bırakılması ve vajinanın spermlerin rahim içine doğru ilerleyebilmesi için uygun pozisyonda durması gerekir. Bu şartları sağlayan pozisyonlar erkeğin üstte olduğu, kadın ve erkeğin yana doğru dönük olduğu pozisyonlar ile kadının diz-dirsek pozisyonunda olduğu şekillerdir. Erkeğin üstte olduğu durumda kadının kalçaları altına bir yastık yerleştirerek pelvisini yükseltmesi spermlerin doğru yönde ilerlemelerine yardımcı olur. Diz-dirsek pozisyonu ise özellikle sperm sayısı düşük olan durumlarda ek fayda sağlar. Oturur pozisyonda, kadının üstte olduğu veya ayakta olan cinsel ilişkiler gebelik elde etmek için uygun değildir.

    diz-dirsek-pozisyonu Resimde gördüğünüz bu pozisyon cinsel birleşme ve hamilelik sonucunun alınabileceği önemli ve en etkili pozisyonlardan biridir. Bu pozisyon sayesinde spermler doğru ve hızlı bir şekilde rahim yolunda ilerler ve sonuç olarak doğru döllenme sağlanabilir.

    Ek olarak aşağıda yer alan dikkat edilmesi gereken konuları unutmayınız.

    • Gebe kalmayı planladığızda 3 ay öncesinden korunmayı bırakın
    • Gebe kalmak için en uygun zamanda gün aşırı ilişkide bulunun
    • Gebelik için uygun dönemdeki ilk ilişkiden önce ve iki ilişki arasında erkeğin 48 saat boşalmamasının ideal olduğunu unutmayın
    • Sabah erken saatte ilişkide bulunun
    • Kayganlaştırıcı kullanmayın
    • Hiçbir zaman vajinal duş yapmayın
    • Vajinanın doğal duruşunu sağlayan gebelik için uygun pozisyonları tercih edin
    • Alternatif seks yöntemlerinden uzak durun
    • Su altında ilişkide bulunmayın

    Hamile Kalmak için En Uygun Pozisyonlar

    - Haziran 12th, 2011

    hamile-kalmak-icin-en-uygun-pozisyonlarBu yazı hamile kalmak için en uygun pozisyonlar hakkında genel bilgi vermek için eklenmiştir. Hamile kalmak için en uygun pozisyonlar ve resimleri ve videoları yer almaktadır.

    Hamile kalmak için en uygun pozisyon
    Gebelik için uygun dönem saptandıktan  sonra ikinci aşama cinsel birleşmenin şeklidir. Pek çok pozisyon  gebelik için uygun ortam yaratmaz. Normal  bir ilişki sonrası gebelik  oluşabilmesi için spermlerin vajinaya uygun şekilde bırakılması  ve vajinanın spermlerin rahim içine  doğru ilerleyebilmesi için uygun pozisyonda durması gerekir. Bu şartları sağlayan pozisyonlar  erkeğin üstte olduğu, kadın ve erkeğin yana doğru dönük olduğu pozisyonlar ile kadının diz-dirsek  pozisyonunda olduğu şekillerdir. Erkeğin üstte olduğu durumda kadının kalçaları altına bir yastık yerleştirerek pelvisini yükseltmesi spermlerin doğru yönde ilerlemelerine yardımcı olur. Diz-dirsek pozisyonu ise özellikle sperm sayısı düşük olan durumlarda ek fayda sağlar. Oturur pozisyonda, kadının üstte olduğu veya ayakta olan cinsel ilişkiler gebelik elde etmek için uygun değildir.

    İnsanlarda cinsel ilişkinin amacı büyük ölçüde haz almak olmasına rağmen biyolojik açıdan primer amacı soyun devamını sağlamak yani gebelik elde etmektir. Bu amaç dışında birleşme  doğada sadece insanda ve birkaç türde daha olmaktadır. Gebelik elde etmek isteyen çiftler bu nedenle ilişki esnasında bazı etkinliklerden kaçınmalıdırlar. Bunların başında oral seks gelir. Tükrük içinde bulunan birtakım enzimler ve bakteriler spermlerin  dölleme kabiliyetini azaltır, hatta spermlerin ölümüne neden olabilir. benzer şekilde anal seks de sperm aktivitesi üzerinde olumsuz etki yaratabileceğinden  bu tür ilişkilerden kaçınılmalıdır. Yine benzer mekanizma ile ilişki esnasında kullanılabilen kayganlaştırıcılar da sakıncalıdır. Özellikle petrol bazlı olan vazelin, masaj yağları gibi maddeler kesinlikle kullanılmamalı, mutlaka kayganlaştırıcı kullanılması gerekiyor ise su bazlı olanlar tercih edilmelidir. Gebelik arzulayan çiftlerin su altında veya içinde ilişkide bulunmaları vajen pH’ı bozulacağından sakıncalıdır. Sıcak su da sperm sayısı ve hareketliliğini bozacağından önerilmez.

    Eğer ilişki sonrası kadın hemen ayağa kalkarsa fazla miktarda meni dışarıya kaçacaktır. Spermler rahim ağzına ulaşacak yeterli zaman bulamadıkları için bu durum gebelik elde edilmesi açısından önemlidir. Gebe kalmak isteyen bir kadın ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıp idrar yapmaya ya da yıkanmaya gitmemelidir. İdeal olan kalçalarının altına bir yastık koyarak 20-30 dakika kadar yatmasıdır. Erkek de meni kaçağını azaltmak için birkaç dakika kadar kendini geri çekmemelidir.

    Hamile kalmak için cinsel ilişki sonrası dikkat edilmesi gerekenler
    Vajina dışarıdan kulanılan herhangi bir maddeye gereksinim duymadan kendi kendini temizleyebilen ve uygun ortamını yaratan bir organdır. Adet kanaması ve ilişki sonrasında dahi vajina sağlıklı kalabilmek için kendi önlemini alır.(Eğer ilişkiden sonra kötü bir koku duyuluyor ise bu enfeksiyonun belirtisi olabilir ve doktor kontrolü gerekir). Sadece gebelik isteyenlerde değil hiçbir kadında vajinal duş önerilmez.İlşiki öncesi yapılan duş vajen pH’ını değiştireceğinden gebelik şansını olumsuz yönde etkiler. Spermin yaşama şansı tehlikeye girer, ilişkiden hemen sonra yapılan duş ise spermleri ortamdan uzaklaştıracağından, şansı azaltır. Ayrıca duş, bakterileri kadın üreme sistemi içinde yukarılara doğru zorlayarak enfeksiyon ve dolayısı ile infertilite şansını arttırır.

    Hamile kalmak için dikkat edilmesi gerekenlerin özeti:

    • Gebe kalmayı planladığızda 3 ay öncesinden korunmayı bırakın
    • Gebe kalmak için en uygun zamanda gün aşırı ilişkide bulunun
    • Gebelik için uygun dönemdeki ilk ilişkiden önce ve iki ilişki arasında erkeğin 48 saat boşalmamasının ideal olduğunu unutmayın
    • Sabah erken saatte ilişkide bulunun
    • Kayganlaştırıcı kullanmayın
    • Hiçbir zaman vajinal duş yapmayın
    • Vajinanın doğal duruşunu sağlayan gebelik için uygun pozisyonları tercih edin
    • Alternatif seks yöntemlerinden uzak durun
    • Su altında ilişkide bulunmayın

    Hamile Kalmak için En Uygun Zaman

    - Haziran 11th, 2011

    hamile-kalmak-icin-en-uygun-zamanÇiftler için hamilelikte en önemli konu hamilelik-gebelik için en uygun zamanın tam olarak bilinmemesidir. Bu bilgi eksikliği sonucu hamilelik için en uygun zaman genellikle kaçırılır ve sonuç alınamaz. Bu yazıda hamilelik için en uygun zaman hakkında bilgiler yer almaktadır.

    İstemelerine rağmen gebelik elde edemeyen çiftlerden bazılarında altta yatan problem uygun zamanda ve yeterli sıklıkta ilişkinin olmaması, ya da uygulanan yanlış yöntemler gibi çok basit nedenler olabilir.

    Kadınların herhangi bir ayda gebe kalma olasılıkları %20-25 arasındadır. Çiftler bilgi eksikliği nedeni ile yaptıkları bazı davranışlar yoluyla bu olasılığı azaltabilirler. Kısır olduklarını düşünen bazı çiftlerde alınacak basit tedbirler ve uygulanacak çok kolay yöntemler ile hiçbir tedaviye gerek kalmadan gebelik elde edilebilir.

    Hamile Kalmak için En Uygun Zaman
    Gebelik isteyen çiftler için cevaplandırılması gereken ilk soru en uygun zamanın ne olduğudur. Düzenli adet gören kadınlarda yumurtlama genelde adet siklusunun 14. gününe denk gelir. (adet kanamasının başladığı günden itibaren 14. gün). Ancak yumurtlama tarihinde sapmalar olabileceği, ve sperm ile yumurta hücresinin kadın vücudu içinde yaşama potansiyeli göz önüne alındığında 9 ile 15. günler arasında gün aşırı cinsel ilişki olması gebelik şansını yükseltir.

    İlişkinin her gün önerilmemesinin sebebi erkeğin sperm kalitesini düşürmemektir. Her ilişkiden önce erkeğin en az 48 saat süreyle boşalmaması özellikle sperm sayısı düşük ya da sınırda olan erkekler için yararlıdır. Alınabilecek başka bir önlem de ilişkinin sabah olmasıdır. Boşalmanın olmadığı geceyi takip eden sabah erkeğin sperm düzeyleri en yüksek sayıdadır. Ancak bu ilişkiler yaşanırken “bugün mutlaka ilişkide bulunmamız gerekir” şeklinde stres yaratmak gebelik açısından olumsuz etki gösterir. Bu stresi gidermek için olayı kendi haline bırakmak veya egzersiz, yürüyüş gibi stres giderici faaliyetlerde bulunmak gereklidir. Unutulmamalıdır ki üreme sistemini yöneten bütün hormonlar hem fiziksel hem de ruhsal strese karşı hassasdır.

    hamilelik için en uygun zaman, hamile kalmak için en uygun zaman, hangi günler hamile kalınır, hangi günler hamile kalınır hesaplama, hamile kalınabilecek dönemler, hamile kalınabilecek dönemleri hesaplama, hamile kalınabilecek günleri hesaplama hakkında genel bilgi amaçlıdır.

    Hamilelik Öncesi Yapılması Gereken Testler

    - Haziran 10th, 2011

    hamilelik-oncesi-yapilmasi-gereken-testlerHamilelik öncesi yapılması gereken testler sağlıklı bir hamilelik süreci ve süreç sonunda sağlıklı bir bebeğin dünyaya gelmesi hususunda oldukça önem arzeden bir konudur. Bu yazıda hamilelik öncesi yapılması gereken testler hakkında genel bilgiler yer almaktadır.

    Öykü ve muayeneden sonra sıra bunlarla saptanamayan faktörlerin incelenmesi gerekir. Bu inceleme laboratuvar yardımıyla yapılır. Bilinenen herhangi bir hastalığı olmayan kişlerde rutin testler istenir. Rutin testler şunlardır:

    • Tam kan sayımı
    • Tam idrar tetkiki
    • Anne ve babanın kan grupları
    • Toksoplazma ile ilgili testler
    • Rubella (kızamıkçık) ile ilgili testler
    • Hepatit B ile ilgili testler
    • Açlık kan şekeri (AKŞ) bakılması son zamanlarda önerilmemektedir çünkü AKŞ sadece var olan aşikar diabeti gösterir. Bunun yerine 50 gram glukoz ile yapılan tarama testi daha önemli bilgiler verebilir.

    Bunlar dışında belirli bir yakınma ya da bulgu varsa buna yönelik incelemeler yapılır. Örneğin adet düzensizliği varlığında tiroid ve prolaktin hormonları da dahil olamak üzere detaylı hormon incelemesi gerekli olabilir. Jinekolojik hastalık dışında bir patoloji saptandığında doktorunuz ilgili branştan konsülatasyon isteyecektir.
    hamilelik öncesi yapılması gereken testler, hamilelik öncesi testleri, hamilelikte tam kan sayımı, hamilelikte tam idrar tetkiki, hamilelikte anne baba kan grubu, hamilelikte toksoplazma ile ilgili testler, hamilelikte rubella testi, hamilelikte kızamık testi, hamilelikte hepatit b testi, hamilelikte açlık kan testi hakkında genel bilgi amacı ile eklenmiştir.

    Hamilelik Öncesi Yapılması Gerekenler

    - Haziran 9th, 2011

    hamilelik-oncesi-yapilmasi-gerekenlerBu yazı hamilelik öncesi yapılması gerekenler ve hamilelik öncesi dikkat edilmesi gerekenler hakkında genel bilgi vermek amacı ile hazırlanmıştır. Yazının kaynağı Dr. Alper Mumcu’dur.

    İnsanın hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi de çocuk sahibi olmak istemesidir. Hayatının herhangi bir döneminde çocuk sahibi olmayı istemeyen kadın yok gibidir. Ancak bu güç karar verildiğinde gebe kalmadan önce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazır olmak gerekir.

    İlk doktor ziyaretini hamile kaldıktan sonra yapmak her zaman yeterli olmayabilir. Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek, sağlıklı ve rahat bir doğum yapmak ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmak için hamile kalmaya karar verdiğinizde doktorunuzla görüşmeniz önemlidir.Doktorunuz hem sizin hemde dünyaya getirmeyi planladığınız bebeğinizin zarar görmesini engellemek için bazı muayene ve tetkikler yapacak size sağlklı bir hamilelik dönemi için önerilerde bulunacaktır.

    Gebelik öncesi muayenenin önemi
    Anne olmaya karar verildiğinde ilk yapılması gereken gebeliği takip etmesi istenilen hekim ile temasa geçmek, randevu almak ve muayeneye gitmektir. Gebelik öncesi muayenenin birtakım amaçları vardır. Sağlık durumu ile iligili amaçların dışında sizin hamileliğinizi takip etmesini ve doğumunuzda eşlik etmesini arzu ettiğiniz hekiminizi tanımanız ve pozitif diyalog kurmanız açısından da bu ilk ziyaret son derece önemlidir. Doktorunuzla kuracağınız diyalog hamilelik takiplerinin önemli bir detayıdır.

    Doktorunuz “ben bebek sahibi olmak istiyorum” diye başvurduğunuzda sizin genel sağlık durumunuz ile ilgili ana hatları çıkartmaya çalışacak ve olası problemleri saptyarak bunları tedavi edecektir.

    Muayenenin ilk aşaması görüşmedir. Bu görüşmede doktorunuz ilk önce sizi tanımaya çalışacaktır. Yaşınız, mesleğiniz, kaçıncı evliliğiniz olduğu gibi sizin için önemsiz görünebilecek bazı bilgiler doktorunuza önemli ipuçları verebilir. Bunlardan mesleğiniz özellikle önemlidir. Meslek ile ilgili faktörler genel sağlık durumu dışında hamilelikte de zararlı olabilmektedir.

    Doktorunuz daha sonra kalp hastalığı, diabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgular. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir. Sistemik hastalıklar gözden geçirildikten sonra sıra daha spesifik olan jinekolojik hastalıklara gelir. Miyom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir.

    Obstetrik öykü olarak adlandırılan ve daha önceden yaşamış olduğunuz hamilelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler de önemli ipuçları verebilir. Eğer daha önce doğum yaptıysanız bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir. Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa doktorunuz yeniden hamile kalmanıza izin vermeden önce bunların nedenlerini araştırmak ve gerekiyorsa tedavi etmek isteyecektir.

    Bu ilk görüşmede hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanır, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılır. Bu tür bir problem varlığında doktorunuz gebelik öncesi genetik danışmanlık isteyebilir.

    Görüşmenin bir başka amacı da anne-baba adayının yaşam ve beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu alışkanlıklar hamileliğe ve bebeğe zarar verebileceği için mutlaka sorgulanmalıdır.

    Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların gebeliğe ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.

    Muayene
    Öykü alındıktan ve kişinin genel sağlık durumu ile ilgili detaylı bilgi edinildikten sonra sıra muayeneye gelir. Bu jinekolojik muayenede standart muayeneden farklı bir işlem yapılmaz.

    Muayenede vajinal ve pelvik enfeksiyonlar araştırılır. Transvajinal ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıkların durumu değerlendirilir. Myom, kist, endometrioma varlığı araştırılır.

    Eğer daha önceden yapılmadıysa ya da yapılmış olsa bile üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçmiş ise mutlaka smear testi yapılmalıdır.

    Muayenenin son aşaması boy,kilo ve tansiyon tespitinin yapılmasıdır.

    Laboratuvar incelemeleri
    Öykü ve muayeneden sonra sıra bunlarla saptanamayan faktörlerin incelenmesi gerekir. Bu inceleme laboratuvar yardımıyla yapılır. Bilinenen herhangi bir hastalığı olmayan kişlerde rutin testler istenir. Rutin testler şunlardır:

    • Tam kan sayımı
    • Tam idrar tetkiki
    • Anne ve babanın kan grupları
    • Toksoplazma ile ilgili testler
    • Rubella (kızamıkçık) ile ilgili testler
    • Hepatit B ile ilgili testler
    • Açlık kan şekeri (AKŞ) bakılması son zamanlarda önerilmemektedir çünkü AKŞ sadece var olan aşikar diabeti gösterir. Bunun yerine 50 gram glukoz ile yapılan tarama testi daha önemli bilgiler verebilir.

    Bunlar dışında belirli bir yakınma ya da bulgu varsa buna yönelik incelemeler yapılır. Örneğin adet düzensizliği varlığında tiroid ve prolaktin hormonları da dahil olamak üzere detaylı hormon incelemesi gerekli olabilir. Jinekolojik hastalık dışında bir patoloji saptandığında doktorunuz ilgili branştan konsülatasyon isteyecektir.

    Öneriler
    Tüm incelemeler yapıldıktan ve hamile kalmaya engel bir durum olmadığı gösterildikten ya da var olan patolojiler tedavi edildikten sonra sıra önerilere gelir.

    Yapılan tetkiklerde rubella’ya karşı bağışık olmadığınız saptanırsa aşı olmanız gerekir. Ancak bu aşı canlı virüslerden yapıldığı için aşı sonrası 3 ay süreyle hamile kalmamanız ve bu sürenin sonunda bağışılık gelişlip gelişmediğini kontrol ettirmeniz gereklidir.

    Eğer diabet (şeker hastalığı) saptanmış ise kan şeker düzeyinizin mutlaka normal düzeyde tutulması gerekir Yapılan araştırmalar kan şekeri yüksekliğinin hamilelik üzerinde olan olumsuz etkilerinin döllenme olmadan çok daha önce başladığını ortaya koymuştur.

    Gebelik ve anne olma heyecanı sağlıklı bir yaşam için mükemmel bir motivasyon aracıdır. Bu kararı veren pekçok kadın alışkanlıklarını kendi isteği ile değiştirmekte, pek çoğunun eşi de ona detek olmak maksadıyla ona uymaktadır. Sonuç daha sağlıklı bireyler ve aile olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Sigara: Sigarayı bırakmak için anne olmayı istemekten daha iyi bir sebep olamaz. Sigara kadında yumurta, erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte, bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada gebelikleri boyunca sigara kullanan kadınlardan doğan erkek çocukların ileriki yaşamlarında suç ve şiddete olan eğilimlerinin artmış olarak bulunması ilginçtir.

    Alkol: Benzer şekilde alkol de gebe kalma şansını bir miktar azaltır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zeka gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir. Yine yapılan bir çalışmada haftada 1-5 kez alkol kullanan kadınların hiç kullanmayanlara göre daha zor gebe kaldıkları saptanmıştır. Alkol erkekde de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.

    Stres: İsrail’de yapılan bir araştırmada infertilite tedavisi gören kadınlarda stres gidermek maksadı ile meditasyon yapanlarda gebeliklerin daha kolay elde edildiği sonucuna varılmıştır. En sağlıklı ve kolay stres giderici egzersizdir.

    Beslenme: Gebelikte olduğu gibi gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pekçok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diet önerilmez. Yaygın kanının aksine beslenme bozukluğu olmayan kişilerde hamile kalmadan önce vitamin takviyesi gerekmez. Bu durumun istisnası folik asittir.

    Hamile kalmadan önce B grubu vitaminlerden biri olan folik asit takviyesi faydalı olmaktadır. Günde alınan 400-800 mikrogram folik asit bebekdeki merkezi sinir sistemi anomalilerini %50′ye yakın oranda azaltır. Buna karşın folik asidin düşük olasılığını da arttırdığına dair az sayıda araştırma da mevcuttur. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi üreme çağındaki her kadının hergün folik asit almasını önermektedir.

    Dikkat edilmesi gereken önemli noktalar

    • Gebe kalınıp kalınamayacağı önceden bilinemez.Hiçbir hekim ya da kişi, hiçbir kimseye çocuğun olur ya da olmaz diye garanti veremez. Tabii ki bunun istisnaları vardır. Rahimi ya da testisleri olmayan bireylerden oluşan çiftlerde doğal olarak gebelik olmaz. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile %15 vakada açıklanamayan kısırlık olduğu unutulmamalıdır.
    • Gebe kalmaya karar verildiğinde doğal olarak ilk yapılacak şey korunmayı bırakmaktır. Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0-3 ay kadar sürebilir.
    • Gebe kalmak için en uygun dönem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12-15. günlerdir.
    • Gebe kalma şansını arttırmak için düzenli bir cinsel yaşam ve haftada en az 3 ilişki faydalı olur. Bu şekildeki çiftlerin %75′i 6 ay içinde gebelik elde eder.
    • Çiftlerin %15 inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir.

    hamilelik öncesi yapılması gerekenler, hamilelik öncesi beslenme, hamilelik öncesi testler, hamilelik öncesi folik asit, hamilelik öncesi folik asit kullanımı, hamilelik öncesi yapılması gereken testler, hamilelik öncesi hazırlık, hamilelik öncesi diyet, hamilelik öncesi sigara, hamilelik öncesi alkol, hamilelik öncesi stres hakkında genel bilgi amacı ile eklenmiştir.

    Hamilelikte Doktor Seçimi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

    - Haziran 8th, 2011

    hamilelikte-doktor-secimiHamilelikte ve hatta hamilelik öncesinde doktor seçimi oldukça önemli ve önemli olduğu kadar dikkat edilmesi, üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir konudur. Hamilelikte doktor seçimi süreci rahat atlatabilmeniz açısında önem teşkil eder. Bu yazıda hamilelikte doktor seçimi ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgiler bulabileceksiniz.

    Jinekoloğunuz sağlığınız ile ilgili en önemli  ortağınızdır. Günümüzde jinekologların  misyonu sadece kadının üreme sistemi ve cinsel sağlığını kontrol etmek  ve olası problemleri gidermekle sınırlı değildir. Temel  görevleri bu olmakla birlikte jinekoloğunuz sizin diğer sistemlerinizi ilgilendiren olası poblemlerinizi saptayan ve gerekli yönlendirmeleri yapan genel sağlığınızdan birinci derecede sorumlu sağlık profesyonelidir. Bu nedenle modern bir jinekolog kendi uzmanlık alanı dışıda kalan konularından uzak kalmamak, genel tıp alanındaki gelişmeleri de yakından takip etmek zorundadır.

    Sağlığınız konusunda bu  kadar büyük bir öneme sahip, ve çoğu zaman  annenizle, babanızla hatta  eşinizle bile paylaşamadığınız sırlarınıza ortak olan jinekoloğunuzu seçerken özen göstermelisiniz.

    Çağdaş ve bilinçli bir yirmibirinci yüzyıl kadının mutlaka düzenli  olarak ziyaret ettiği bir jinekoloğu olmalıdır. Jinekoloğunuz hayatınızdaki çok önemli kişelerden biri olacaktır. Kendinize bir jinekolog ararken ilk yapacağınız doğal olarak akraba ve arkadaşlarınızın önerilerini almak olacaktır. Bu oldukça akılcı bir yaklaşımdır. Pek çok kadın ilk kez jinekoloğa giderken bu yolu seçer. Ancak öneriler zaman zaman kafa karıştırıcı olabilir. Pek çok arkadaşınızın değişik jinekologları vardır ve hemen hemen hepsi kendi doktorunun en iyisi olduğunu söyler. Bu söylem büyük oranda doğrudur. Çünkü önemli olan doktor ile kurulan ya da kurulabilen diyalogdur. Ancak burada unutulmaması gereken nokta her bireyin yapılarının ve beklentilerinin birbirinden farklı olduğu gerçeğidir. Aynı doktor ile arkadaşınız çok iyi iletişim kurabilmesine rağmen sizin aranızda bu derece tatminkar bir bağ oluşmayabilir. Bu nedenle arkadaş tavsiyesi kararınızdaki tek etken olmamalıdır.

    Güven
    Kendinize herhangi bir konuda ortak ararken ilk dikkat ettiğiniz konu karşınızdaki kişi ile tatminkar bir iletişim kurup kuramadığınız ona güven duyup duymadığınız olacaktır. Jinekoloğunuz da sizin sağlığınız konusundaki ortağınız olduğu için aynı prensip burada da geçerlidir.

    İlk kural olarak jinekoloğunuzun yanında kendinizi rahat hissedebilmeli ve ona gerçekten güven duyabilmelisiniz. Bu çok önemli bir noktadır. Çünkü doktorunuzun tedaviniz ile ilgili vereceği kararlar sağlığınızı direkt olarak ilgilendirmektedir. Güven duymadığınız bir kişinin önerilerine uymakta da zorluk çekersiniz. Böyle bir durum sağlığınız ile ilgili sorunlara neden olabilir.Doktorunuzun söylediklerinize inanmadığı ya da ciddiye almadığı duygusuna kapılıyorsanız ya da tam tersi olarak doktorunuzun açıklamaları sizi tatmin etmiyorsa bu durumda aranızda bir güven sorunu var demektir ve bu sağlıklı bir hasta-doktor ilişkisi ile sonuçlanmaz. Bu sorunu konuşarak çözebilirsiniz. Çözemediğiniz taktirde o jinekolog sizin için uygun değil demektir. Kaliteli bir sağlık hizmeti alabilmeniz için ilk şart doktorunuza güven duyabilmenizdir.

    Mesleki deneyim
    Doğal olarak kendi sağlığınız ya da eğer hamileyseniz bebeğinizin sağlığı için en iyisini istemek hakkınızdır. Bu nedenle çeşitli şekillerde jinekoloğunuzun mesleki deneyimlerini sorgulayabilirsiniz. Doktorunuzun mesleki deneyimi hakkında karar verirken bazı noktalara dikkat etmelisiniz. Tıp en hızlı ilerleme kaydedilen bilim dallarından birisidir. Bu ilerlemenin sonucu olarak her tıp branşı alt dallara bölünmüş, bazı doktorlar kendi branşları ile ilgili alt konularda daha deneyim sahibi olmuşlardır. Kadın hastalıkları ve doğum açısından bakıldığında bu alt branşlaşmanın en güzel örneği kanser ve üreme sağlığı konularıdır. Özel merak, eğitim ve deneyim gerektiren bu konularda her jinekoloğun bilgi ve söz sahibi olması beklenemez. Dolayısı ile jinekoloğunuzun sizi bu tür sorunlarınız için daha deneyimli başka bir jinekoloğa yönlendirmesi onun kötü ya da yetersiz doktor olduğu anlamına gelmez. Benzer şekilde özel branşlaşma gerektirmeyen bir sorununuzda da doktorunuz diğer meslekdaşları ile fikir alışverişinde bulunmak ya da onlardan yardım almak isteyebilir. Bu tür uygulamalar özellikle ekip çalışması içinde bulunan kliniklerde sıkça yapılır ve bu tür branş içi konsültasyonlar doktorunuzun yetersizliğini değil sizin sağlığınıza verdiği önemi ve değeri gösterir.

    Ekol farkı
    Tıp bilim olarak diğer pozitif bilim dallarından farklıdır. Aynı noktaya giden birbirinden farklı pek çok yol vardır ve bu yollar çoğu zaman doğru yollardır. Buna ekol farklılığı denebilir. Aynı ya da benzer hastalıklar için değişik doktorların değişik tedavi yaklaşımları olabilir. Bu yaklaşımların hiç birisi de yanlış olmayabilir. Jinekoloğunuzu seçerken tercih ettiği ekolün sizin beklentileriniz ile örtüşmesine dikkat etmelisiniz. Örneğin siz sorunlarınızdan kurtulmak için ameliyatı en son çare olarak görürken doktorunuz daha çok cerrahi ağırlıklı bir ekolü benimsemişşe aranızda sürtüşmeler yaşanabilir.Ya da tam tersi olarak siz ameliyatı sorunlardan kurtuluş yolu olarak görürken doktorunuz genelde tıbbi tedavi ya da beklemekten yana olabilir. Ekol farklılıkları oldukça hassas bir konudur. Her ne olursa olsun burada anlatılmaya çalışılan farklılıklar bazı doktorların zorla ameliyat yapmaya çalışması olarak algılanmamalıdır. Mesleğine ve insana saygılı hiçbir doktor daha kolay ve az riskli bir tedavi alternatifi varken ameliyat ya da benzeri tedavileri benimsemez ve önermez.

    Yaklaşım
    Doktorunuz sizi soru sormaya özendiriyor, soru ve sorunlarınızı dinliyor mu ya da sizi dinlemede isteksiz veya çok mu meşgul görünüyor?
    Bir an önce muayenenizi bitirip bir sonraki hastaya geçmek ister gibi bir izlenim mi uyandırıyor?
    Sizin yakınma ve endişelerinizi öğrenmeye istekli mi görünüyor yoksa otoriter bir tavır mı sergiliyor?
    Bunlar son derece önemli noktalardır. Durumunuz ve hastalığınızı öğrenmek, nedenleri, tedavi alternatifleri, bunların risk, yarar ve başarı oranları hakkında bilgilendirilmek sizin bir hasta olarak en doğal hakkınızdır.
    Anlamsız ya da komik olduğunu düşünseniz bile aklınıza takılan her soruyu doktorunuza çekinmeden sorabilmelisiniz. Doktorunuza bir soru sormak istediğinizde herhangi bir nedenle çekingenlik ya da korku duymamalısınız. Hastalığınız ile ilgili her konuyu doktorunuzla rahatça tartışabilmelisiniz. Doktorunuzun bu konudaki yaklaşımından duyduğunuz tatmin jinekoloğunuzu belirlemenizde önemli bir rol oynamalıdır.

    İletişim
    Doktorunuzun sizin anlayacağınız dilden konuşması son derece önemlidir. Son derece karmaşık, söylenmesi güç tıbbi terimler kafanızı karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Doktorunuzla konuşurken ne demek istediğini anlayabilmelisiniz. Doktorunuz da tıbbi bir terim kullandığında bunun anlamını size açıkamalıdır.

    Ulaşılabilirlik
    Herkes doktorundan en önemli hasta kendisiymiş gibi davranmasını ister. Bu çoğu zaman anlaşılabilir, kabul edilebilir ve hoşgörülebilir bir istektir. Bu istek ve beklentinin en güzel yansıması hasta herhangi bir nedenle doktoruna ulaşmak istediğinde ortaya çıkar. İletişim çağı olarak adlandırılan günümüzde gerek duyduğunuz an doktorunuza ulaşabilmelisiniz. Sağlık konu olduğunda saat, zaman, yer kavramı ortadan kalkar. Bu durum özellikle bir bebek bekliyorsanız son derece kritik bir hal alır. Doktorunuza ne zaman gereksinim duyabileceğiniz. belli olmaz. Bu nedenle her gerek duyduğunuzda jinekoloğunuza telefon, cep telefonu, e-posta gibi yöntemler ile ulaşabilmeli ve cevap alabilmelisiniz. Bazı ufak tefek sorunlarınızı muayenehane ya da hastaneye gitmeden iletişim yöntemlerini kullanarak çözebilmelisiniz. Kadınların önemli bir kısmının çalıştığı günümüz şartlarında zaman pekçok şeyden daha değerlidir.

    Ekonomi
    Günümüzde ekonomik koşulların ağırlığı hemen herkesi değişik derecelerde etkiliyor. Pek çok kişi kişisel bütçesinde kısıtlamaya gitmek durumunda kalıyor ve maalesef ilk kısıtlamaya kurban giden kalem sağlık harcamaları oluyor. Muayene ve tedaviler ya erteleniyor ya da daha ekonomik ve bütçeye uygun hastane ve muayenehaneler tercih edilmek durumunda kalınıyor. Öte yandan giderek yaygınlaşan özel sağlık sigortaları, hasta haklarına aykırı olarak hastaları kendi terih ettikleri ve kendilerini güvende hissettikleri doktora değil sadece anlaşmalı oldukları doktorlara ve hastanelere yönlendiriyor.

    Ekonomik durum söz konusu olduğunda hastane çok daha önem kazanıyor. Özellikle doğum, sezaryen ya da benzeri bir cerrahi işlem gerçekleştirilecekse bu önem çok daha artıyor. Cerrahi işlemlerde planlar olumlu değil olumsuzluklar üzerine yapılmalıdır. Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında yapılan cerrahi girişimlerin tamamına yakını herhangi bir problem ortaya çıkmadan sorunsuz bir şekilde tamamlanır. Bu durumda hastanenin fiziki ve tıbbi şartlarının birinci derecede önemi yoktur. Ancak bir olumsuzluk ortaya çıktığında bu faktör ön plana çıkar. Bu nedenle hastanenin fiziki şartları, acil durumda konsültasyon yapılabilecek ana branşlarının 24 saat aktif olarak bulunması,ameliyathanelerinn 24 saat düzenli olarak hizmet vermesi, kan istasyonu, 24 saat çalışan laboratuvar, erişkin ve bebek yoğun bakım ünitesi gibi özellikleri hayat kurtarıcı olabilir. Bu özellikler bir hastanenin ücretini belirleyen ana faktörlerdir. Hastane tercih ederken otelcilik hizmeti son planda göze alınmalıdır.

    Sonuç
    Sonuç olarak sağlığınızı teslim edeceğiniz jinekoloğunuzu seçerken şu sorulara cevap aramalısınız?

    • Doktorun yanında kendinizi rahat hissedebiliyor musunuz?
    • Sorunlarınızı dilediğiniz gibi anlatabiliyor musunuz?
    • Aklınıza takılan soruları çekinmeden yöneltebiliyor musunuz?
    • Sorularınıza tatminkar cevaplar alabiliyor musunuz?
    • Doktor durumunuz hakkında size yeterli ve anlayabileceğiniz dilde aydınlatıcı bilgi veriyor mu?
    • Gerekli olduğu zaman doktorunuza cep telefonu ya da e-posta ile rahatlıkla ulaşabiliyor musunuz?
    • Muayeneden çıktıktan sonra aklınızda herhangi bir şüphe kalmadan gönül rahatlığı ile evinize dönebiliyor musunuz?

    Bu soruların çoğuna evet cevabı veriyorsanız kendinizi için doğru jinekoloğu seçmişsiniz demektir.

    Kaynak: Dr. Alper Mumcu

    hamilelikte doktor seçimi, doktor seçiminde dikkat edilmesi gerekenler, hamilelik öncesi doktor seçimi, gebelikte doktor seçimi, doğum öncesi doktor seçimi gibi konularda bilgi amacı ile yazılmıştır.